Cumartesi, Eylül 04, 2010
   

Dr. Taha ÖZKARA

İnme (Felç) Nedir?

     İnme beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden tıkanmasıyla birlikte, beyne giden kan akımının gidişinin yavaşlaması ya da durması sonucunda meydana geliyor. Ayrıca beyin damarlarından birinin ani şekilde yırtılarak, kanın beyin dokusu içine akması sonucu da oluşabiliyor ve buna halk arasında beyin kanaması deniyor.

     NEDENLERİ NELER?

     Hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları, sigara , yüksek kolesterol ve geçici iskemik ataklar inmeye neden olan risk faktörleri arasında yer almaktadır.. İnme vakaları içinde daha kısıtlı bir yere sahip olan beyin kanamalarının en önemli nedeni ise kontrol edilemeyen hipertansiyon. Beynin damarlarındaki baloncuklar, damar yumakları gibi kalıtsal hastalıklar da beyin kanamalarının nedenleri arasında yer alıyor. Beynin bir yerinde uzun süre sessiz kalan bu damar yumakları günün birinde aniden kanayabiliyor. Daha yaygın bir inme türü olan tıkayıcı inmeler 5 kategoride değerlendirilebiliyor.

     En önemli kategoriyi kalp kaynaklı tıkanmalar oluşturuyor. Kalp içinde oluşabilecek pıhtılar yerinden koparak beyin damarlarını tıkayabiliyor. Örneğin enfarktüs geçirmiş kalpte, belli bir bölümde kalp kası fonksiyonunu kaybedebiliyor. Bunun sonucunda kalp etkin bir şekilde kasılamayacağından orada pıhtı birikebiliyor. Oluşabilecek bir ritim bozukluğunda bu pıhtı kalpten fırlayıp beyne gidebiliyor. İkinci önemli kategori, beyni besleyen büyük damarlarda görülen problemler. Şah damarı denilen karotis ve arka tarafta da vertebral arterler olarak adlandırılan ve beynin arka bölgeleri ile beyin sapı ve beyinciği sulayan damarlarda oluşan sorunlar da inmeye neden oluyor.

     Üçüncü kategori beynin derin bölgelerini sulayan küçük damarlarda yaşanan sorunlar. Örneğin diyabet, yüksek kolesterol ve hipertansiyon gibi damar yatağını bozan kronik hastalıklar buna yol açabiliyor. Büyük bir damar yavaş yavaş tıkanırsa, sağlam kalan damarlar tıkanan damarın alanını da beslemeye başlıyor ama küçük damarlarda bu gerçekleşmiyor. Dolayısıyla küçük damarların ani tıkanmasıyla besledikleri bölge tamamen kansız kalabiliyor. Bunun nedeni, hipertansiyonun yıllar boyunca uç damarlarda yaptığı olumsuz ve tahrip edici etkiler.

     Dördüncü kategori ise ender görülen nedenlerden oluşuyor. Bu gruptaki hastalar iyice incelendiğinde kalıtımsal hastalıklar, romatizmal hastalıkların bir parçası şeklinde oluşan damar problemleri veya kanın pıhtılaşması ile ilgili hematolojik problemler bulunabiliyor. Bunun yanında büyük damarların aniden yırtıldığı diseksiyonlar da bu gurupta değerlendirilebiliyor. Diseksiyonlar genç yaş grubunda önemli bir inme nedenini oluşturuyor. İnme, yaşlılık hastalığı olarak algılanmamalı. Bu hastalık çocukluk çağında da görülebiliyor. Diseksiyonlar, çocukluk çağı inmelerinin önemli nedenlerinden. Doğumda bile ortaya çıkabiliyor.
Son grubu ise nedeni bilinmeyen inmeler oluşturuyor. Bu grup, tıkayıcı inmeler içinde yüzde 10-30 kadar bir yer tutuyor. 


     BELİRTİLERİ NELER?

     Beyinde meydana gelen hasarın yerine ve büyüklüğüne göre inmenin belirtileri de değişebiliyor. İnme beynin hangi alanını tuttuysa, problemler vücudun o bölüm tarafından yönetilen kısımlarında görülüyor.
Vücudun yarısında uyuşukluk, kuvvetsizlik, konuşma, görme bozuklukları, dengesizlik, bilinç değişiklikleri bu belirtilerden bazılarını oluşturuyor.
     Sağ beyin yarıküresi etkilendiğinde hastalar mekanı algılamada, giyinip soyunma gibi eskiden kolaylıkla yapabildikleri günlük yaşam aktivitelerinde güçlük çekmeye başlıyorlar.
Bazen hastalar, hastalıklarını inkar edebiliyor. Bellek problemleri görülebiliyor.
Sol beyin yarıküresi etkilendiğinde konuşulan lisanı anlayamama ve/veya konuşamama tarzında dil problemleri ve bellek bozuklukları ortaya çıkıyor. Bu durum hastalar için baş edilmesi güç bir sorun.
Beyincik etkilendiğinde denge ve koordinasyon güçlükleri ortaya çıkar.
Baş dönmesi, bulantı, kusma görülüyor.
Beyinsapını etkileyen bir inme atağında, vücudun hem sağ hem sol tarafını etkileyen felçler, solunum yutma gibi işlevlerin kaybı ile hayatı tehdit eden durumlar oluşuyor.


     NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?

     İnme tedavisi ile ilgili en heyecan verici gelişme ilk 3 saat içinde hastaneye başvuran hastalara, hastanın klinik tablosu ve tıbbi durumu uygunsa damar açıcı tedavinin yapılabilir olması. Bu tedavinin mutlaka uygun koşulları sağlayabilen merkezlerde ve eğitimli bir inme ekibinin kontrolünde yapılması gerekiyor. Hastaların ve yakınlarının inme belirtilerini tanıyabilme ve böyle bir durumda hiç vakit kaybetmeden uygun bir tedavi kurumuna ulaşabilmeleri, damar açıcı tedavi şansını kullanabilmeleri açısından belirleyici öneme sahip.

     Bu uygulama dışında, klasik olarak, inme tedavisi ‘medikal tedavi’ ve ‘rehabilitasyon’ başlıkları altında toplanıyor. Medikal tedavi, hiç inme geçirmemiş, ancak risk faktörlerini taşıyan kişilere yönelik, inmenin oluşmasını önlemek üzere risk faktörlerini azaltmayı hedefleyen birincil korunma tedavisi ve inme geçirmiş kimselerde de sebebin tespit edilerek ortadan kaldırılması ya da riskin düşürülmesini hedefleyen ikincil korunma tedavisi olarak değerlendirilebilir. İkincil koruma tedavisinde , daha çok inmenin tekrarı önlenmeye çalışılıyor. Kan sulandırıcı denilen ilaçlar kullanılıyor. İnmenin nedeni kalpteki bir pıhtı ise, pıhtı oluşumunu engelleyici ilaçlar veriliyor, diyabet ya da hipertansiyon varsa tedavi ediliyor, kan yağları düşürülmeye çalışılıyor. Kan yağlarının kontrol edilmesiyle birlikte inme riskinde yüzde 23 ile yüzde 47 arasında azalma gözleniyor.

     Medikal tedavi ile birlikte düşünülmesi gereken bir diğer tedavi de cerrahi/girişimsel tedavi yöntemleri. DUS veya BTA/MR A/DSA ile yapılan incelemeler sonucu damarda yüzde 70’in üzerinde darlık tespit edilirse, enderektomi, yani tıkanmış olan damarın açılıp, bozuk doku alındıktan sonra tekrar kapatılması işlemi yapılabiliyor. Yine büyük damar tıkanmalarında uygulanan bir başka yeni yöntem de, kalpte olduğu gibi kasıktan kateter yardımıyla damar içine girilerek stent konulması ile damarın açılması işlemi. Enderektomi veya stent uygulanması henüz pıhtı atmamış ama tıkanma riski olan damarlarda da uygulanabiliyor, bu arada kan sulandırıcı ilaçlara devam edilmesi gerekiyor.
     İnme geçiren hastaların kaybettikleri fonksiyonlarına yeniden kavuşmaları ve kalan fonksiyonlarını en iyi şekilde kullanabilmeleri için mutlaka rehabilitasyona gereksinimleri oluyor. İnme geçiren her üç hastadan biri buna ihtiyaç duyuyor ve akut dönem geçirildikten sonra rehabilitasyon ekibi devreye giriyor. Fizik Tedavi ve Rehabiliytasyon uzmanı, fizyoterapist ve rehabilitasyon hemşiresinden oluşan rehabilitasyon ekibine zaman zaman nörolog, psikiyatrist veya psikolog, gerekirse beyin cerrahı katılıyor. İdeal bir rehabilitasyon ekibinde konuşma terapisti ve iş uğraşı terapistinin de yer alması gerekiyor. İnmede rehabilitasyona ne kadar erken başlanırsa hastanın fonksiyonel kayıpları o oranda azalıyor ve kaybolan fonksiyonların geri dönüşümü ise daha fazla oluyor.

     Korunmak için: İnmeden korunmak için uygulanacak reçete kalp sağlığını koruyucu önlemlerle eşdeğer. Tansiyonunuzu ve kan yağlarınızı düşük tutmalısınız. Diyabet hastasıysanız şekerinizi kontrol altında tutmalısınız. Egzersiz yapmaya dikkat etmelisiniz. Bilinen başka risk faktörleri varsa, mesela kalbinizde bir ritim bozukluğu söz konusuysa tedavi ettirmelisiniz. Sigara ve alkolden de uzak durmalısınız. 

 

Tırnak Mantarları Dikkat İster...

     

      Sürekli kapalı, nemli bir ortam, ayak tırnağı mantarı oluşma riskini artırır veya tırnak etrafındaki deride bir zedelenme enfeksiyon ajanının buradan girişini kolaylaştırır.
      Tırnak mantarının belirtileri, tırnakta kalınlaşma, kabalaşma, ufalanma, renk değişikliği (sarı, kirli gri, mat rankler) şeklinde görülür. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir doktora görünmekte fayda vardır.
      İhmal edildiği takdirde hastalık yavaş yavaş, sinsi bir şekilde ilerleyerek tırnağın tamamını tutabildiği gibi, diğer tırnaklara da bulaşabilir ve diğer aile fertleri için de tehlike oluşturabilir. Bunların yanı sıra tedavi süresi uzar ve güçleşir.
      Mantar oluşumunu engellemek için, el ve ayak hijyenine dikkat etmek gerekir! Ayakları temiz tutmanın yanı sıra, kuru tutmak da mantar enfeksiyonları açısından önem taşır...
      Nemli ortam mantarın çoğalması açısından uygun bir ortamdır. Aşırı terleyen ayaklar için, antiseptik veya antimikotik pudralarla çorap içleri veya ayakkabılar pudralanabilir.
      Tırnakları keserken de dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Özellikle ayak baş parmaklarının tırnak köşeleri yuvarlatılmamalı, çok derin ve çok kısa kesilmemesi gerekir. Özellikle tırnak batması riski olan gömük tırnaklı kişiler, tırnağı daha uzun bırakmalı, ucunu küt olarak kesmelidir.
      Tedavi için genellikle ağızdan tedavide kullanılan tabletler verilir. Tedavi süresi, hastalığın şiddetine göre genellikle 6 ay ile 9 ay arasında değişir.

  Tırnak mantarının ilerlemesini önlemek için, en kısa sürede bir doktora muayene olup, tedaviye başlamınızı öneririz.

 
 
Konuyla ilgili Doktorumuza sorularınız için aşağıda bulunan yorum bölümünü kullanabilirsiniz.